Anton Çehov kimdir?


Anton Çehov 17 Ocak 1860’da Azak Denizi kıyılarındaki Taganrog şehrinde dünyaya geldi. Çehovların cedleri köylüydü. Anton’un büyük babası kölelikten kahyalığa yükselerek kendisini ve ailesini, parasını ödeyerek esaretten kurtarmış becerekli bir adamdı. Taganrog’a yerleşen Anton’un babası Pavel Egoroviç bir bakkal dükkanı açmıştı. Beşi oğlan biri kız altı çocuğun yükünü taşıyan Pavel Egoroviç, söz dinlemeyen oğullarını kırbaçla döven dediği dedik sert bir babaydı. İnce yapılı karısı sakin, müşfik ve çocuklarına düşkün bir kadıncağızdı.

Çocukluğu

Bakkaliyenin müşterileri fakir halk tabakasıydı. Köylüleri, denizcileri, küçük esnafı yakından gördü Anton. Dükkanda şahit olduğu tuhaflıkları, gülünç hareketleri evde taklit edip kardeşlerini ve anasını güldürüyordu.

Çehov 1868’de okul çağına gelince Taganrog lisesine girdi. Onbir yıl okuyacağı bu lisede, delikanlılık çağındaki öğrencilerin gizli siyasi toplantılarına hiç katılmadı.

Tiyatro ile ilk teması da bu sıralara rastlar. Tiyatro sevgisi Çehov’da çabucak bir tutku haline geldi. Kardeşlerinin ve arkadaşlarının yardımı ile bir amatörler grubu kurdu. Durmadan ağlatıcı veya güldürücü oyunlar yazıyordu, kendi de sahneye çıkıp oynuyordu.

Çehov kardeşler “Kekeme” adlı bir de mizah gazetesi çıkardılar. Yüksek öğrenim için iki ağabeyisinin Moskova’ya gitmesiyle tek başına kaldıktan sonra bile Anton gazeteyi kapamadı.

İki yakasını bir araya güç getiren babasının borca girip ev yaptırmaya kalkması Çehov’ların ocağına incir dikti. Borcunu vadesinde ödeyemeyen Pavel Egoroviç, hapse girmemek için Moskova’ya kapağı atınca hayırsız dostlarından biri, icra hukukundan dolambaçlı yollardan faydalanarak evi yok bahasına eline geçirip hazıra kondu. Sokak ortasında kalan Çehovlar, babasının ardından, Moskova yolunu tuttular. Anton Taganrog’da tek başına kaldı. Liseyi bitirmeye azmetmişti. Yeni ev sahibi, küçük yeğenine ders vermesi şartı ile, onaltı yaşında dımdızlak ortada kalan Çehov’u barındırıp beslemeyi kabul etti.

Genç yaşta tek başına bırakılma, borç yüzünden hapse girmemek için babasının uzaklara kaçışı Dickens’in çocukluğunu hatıra getirir. Ama Çehov, türlü acılarla dolu çocukluk çağından hiçbir zaman Dickens gibi utanç duymayıp bahtsızlığını daima bir doğulu tevekkülü ile karşıladı. Hatta bağımsızlığa kavuştuğu için, eskiden olduğu gibi yine kahkaha savurmakya devam etti.

Üç yıl süren yalnızlık vücutça ve ruhça Çehov’u hayli olgunlaştırdı. Derslerine canla başla çalışıyor, Victor Hugo’yu okuyor, bir yandan da “Kekeme” gazetesinin yazılarını hazırlayıp oyunlar karalıyordu. Nihayet 1879’da liseyi bitirerek Taganrog’a veda edip, Moskova’ya yerleşti ve Tıp Fakültesine yazıldı.

Çehov’un Moskova’daki hayatı Taganrog’dakinden beterdi. Bütün aile yere serili büyük bir şilte üzerinde karma karışık bir halde yatıyordu geceleri. Pavel Egoroviç iş tutmayıp aylak aylak dolaşıyor: “Gökteki kuşlardan ibret alın. Ne ekerler, ne biçerler, ne de zahire ambarlarına dadanırlar… ” Allah baba rızkını verir hepsinin” diyordu. Az bir maaşla bir işe girmesi bütün aileyi biraz ferahlattı.

Çehov kardeşler kabiliyetli kişilerdi. Ağabeylerinden Aleksandır resimli gazetelerde birkaç hikaye, Nikola da bazı karikatürler neşretmişti. 1880’de küçük bir mizah gazetesinde Anton’un ilk edebi yazısı yayınlandı. Sonraları adeta makina gibi diyeceği üzere, büyük bir kolaylıkla çala kalem yazıyordu. Bütün hedefi ara sıra üç beş kuruş kazanmaktı. İlk yazılarını takma adla neşretti. Yavaş yavaş okuyucuların nabzını kavrayıp bu nabza uydu. Gitgide yazıları daha sık basılı oldu. 1880’de dokuz, 1881’de onüç hikayesi çıktı. 1885’te sayıca en yüksek noktasına ulaştı; hikayeleri, küçük komedileri ve makaleleri on yıl yüz yirmi dokuzu buldu. Kendine hiç güveni yoktu. Küçükken yediği tokatların, yumrukların ve kamçıların tesiriyle itimat hissi kalmamıştı. İlk hikayeleri gerçi zayıftı ama Çehov’un o sıcak ve yumuşak edası ile hazin gülümseyiş daha o zamanlar kendini gösteriyordu.

1884’de Tıp Fakültesini bitirdi. Hedefini bulmuş, doktor olmuştu. Ama sıhhatçe zayıftı. Arada bir kan tükürdüğü halde veremin pençesine düştüğüne inanmak istemiyordu.

Edebi kişiliği ve sanat anlayışı

1886 Martında, devrin tanınmış Rus yazarlarından Grigoroviç, Çehov’a Petersburg’dan bir mektup yolladı. Yaşlı yazar bu mektubunda Çehov’un hikayelerindeki yeniliği ve canlılığı övdükten sonra, çala kalem giderek taşıdığı cevheri heba etmesini diliyor ve kendisinden büyük eserler beklenildiğini ilave ediyordu.

Bu ikaz Çehov üzerinde büyük tesir bıraktı. Grigoroviç’e hemen bir teşekkür mektubu yazdı. Cevabında şu itiraflar vardı: “Saygı gösterilecek bir cevher varsa bende, şimdiye kadar hiçe saydığım doğrudur… Edebi faaliyetlerimi hep hafiften almışımdır… Hikayelerimden hiçbiri üzerinde bir günden fazla çalışmadım… Adeta farkında bile olmadan makine gibi yazdım hepsini… Bütün ümit gelecekte. Yirmi altı yaşındayım. Vakit çabuk geçiyor ama birşeyler çıkarabilirim belki…”

Petersburg’un en büyük gazetesi Yeni Zamanlar’ın müdürü Suvorin o sıralarda Çehov’dan hikayeler istemişti. Gerçi bu gazete, rejimi tutan muvafık bir gazete olduğundan, solcu çevreler hor görülüyordu, ama ne de olsa devrin en büyük gazetesiydi. Artık büyük şöhretin eşiğinde bulunan Çehov, cazip tekliflere rağmen, bu gazeteye bağlanmadı. Başka gazetelere ve dergilere de yazı göndermeye devam etti.

1887-1888 arası yazdığı Bozkır Çehov’u bir hamlede Rusya’nın büyük yazarları arasına yükseltti. Küçük hikaye tarzını bırakıp roman tarzına yaklaşan uzun bir hikaye kaleme almıştı bu sefer. Hikaye pek beğenildiyse de, ilk dramı İvanov Moskova‘da hiç tutmadı. Küçük hikayeler birbirini takip ediyordu. Tolstoy’un tesiri ile yazılarında asık suratlı olmuştu artık.

1888’de Puşkin edebiyat mükafatını kazandı. Tolstoy‘un tesiri bağrındaki neşe kaynağını tamamen söndüremediğinden Ayı adlı vodvili, İvanov’un beğenilmediği sahnede alkış topladı. Sahnedeki bu ilk başarıyı takiben, bir yıl önce Moskova’da tutmayan İvanov da, ertesi yıl Petersburg’da büyük rağbet gördü.

1889’da ağabeysi Nikola veremden ölünce biraz ferahlamak isteyen Çehov, Sahalin adasına uzun bir seyahate çıkmaya karar verdi. Sibirya’yı aşan demiryolu henüz ortalarda yoktu. Zahmetli bir yolculuktan sonra Tomsk ve İrkutsk’dan geçip Sahalin’e vardı. Adayı gezip cezaevlerini dolaştı. Singapur Seylan – Port Said – İstanbul – Odesa yoluyla 1890’da Moskova’ya döndü. Dönüş sırasında soğuk almıştı. Boyuna öksürüyordu. Sahalin üzerinde yazdığı kitap hayli ilgi topladı.

1892’de uzun ve büyük hikayelerden birini, 6 Numaralı Koğuş’u yazdı. Artık sanatla ahlakı birbirine karıştırmak isteyen Tolstoy’un tesirinden kurtulmuştu. Hikayesinin konusu kısaca şudur: pis ve bakımsız bir taşra hastanesinde işleri oluruna bırakan bir doktor vardır. Hastalarına hep, dünyada herşeyin boş olduğundan, zenginle fakir arasındaki bahtsızlık farkı bulunmadığından bahseder. Ama günün birinde doktor da hasta düşer. Aklını kaçırdı diye deliler koğuşuna tıkarlar. O zaman, kendi hatası yüzünden başkalarının çektiği çileyi anlar. Bu hikaye Çehov’un şöhretini bütün Rusya’ya yaydı. Herkes konuyu bir sembol sayıyordu: 6 numaralı koğuş, demir kafesli pencereleri ile, Çarlık Rusyasıydı. İradesiz ve cesaretsiz doktor okur yazar sınıfıydı.

1896’da ilk büyük oyunu Martı Kuşu Petersburg’da oynandı. Ama tutunamayıp beş temsilden sonra afişten indirildi. Tiyatroda uğradığı bu talihsizlik Çehov’un sıhhatini adamakıllı sarstı. Gene kan tükürmeye başladı. Artık bu kanın sağ ciğerinden geldiğini kendi de biliyotdu. Moskova’da bir kliniğe yatırıldı. Mutedil bir iklime kavuşmak üzere 1897 kışında Biarrtz’e, oradan da Nis’e gitti. Ama hep memleketini özlüyordu. 1898 Ekiminde babası ölünce Rusya’ya dönüp Kırıma’a Yalta’ya yerleşti.

Nemiroviç Dançenko ile Stanislakvski’nin Moskova’da yeni kurdukları Sanat Tiyatrosu Martı’yı 1898 sonunda sahneye koyarak eseri başarıya kavuşturunca Çehov’a tiyatronun da yüzü gülmüş oldu. Çehov, baş roldeki Olga Kniper’e hayran kalmıştı.

Çağdaş tiyatro sanatının temelini atan Moskova Sanat Tiyatrosu başarıdan başarıya koşuyordu. Çehov’un yeni oyunu Vanya Dayı da alkışlarla karşılandı.

Hasta Çehov uzun tereddütlerden sonra 1901 Mayısında Olga ile evlendi. Garip bir evlenmeydi bu. Olga’nın tiyatrodan ayrılmasını istememişti. Halbuki Moskova’da uzun zaman kalmasına kendi sıhhati müsait değildi. Bu evliliği ayakta tutan birbirlerini gerçekten sevmeleriydi.

Vişne Bahçesi tiyatro oyunu büyük bir başarı kazandı. Vişne Bahçesinin 1904 Ocağına rastlayan ilk temsilinde sahneye çağrılan Çehov bitkin bir haldeydi. Kırk dört yaşında çökmüştü. Ayakta duramıyordu. Halk yalnız Rus Maupassant değil, Maksim Gorki’nin siyasi sebeplerden Akademi üyeliğinden çıkarılışını protesto için aynı Akademi’den istifa eden adamı da alkışlıyordu.

Yaz gelince, eşiyle birlikte Kara Ormanda’ki Badenweiller kaplıcasına gitti. Hayatı orada, yabancı bir diyardaki otel odasında usulca sönüverdi. Naşını Moskova’ya getiren yeşil renkli vagonun kapısında iri harfle İstridye kelimesi yazılıydı. Çehov’un alaycı yazılarına kaderin verdiği acı bir karşılıktı.

Anton Çehov Eserleri

Türkçe’de yayımlanan başlıca yapıtları:

  • Besleme (1994)
  • Korkulu Gece (1995)
  • Seçme Öyküler (1997)
  • Kara Keşiş (1999)
  • Toplu Eserler (2000)
  • Bütün Oyunları (2000)
  • Maran­gozun Köpeği Kaştanka (2001)
  • Oyunlar (Martı, Vanya Dayı, Vişne Bahçesi, Üç Kızkardeş, Teklif, Jübile, Düğün; 2001)
  • Bir Taşralının Öyküsü (2002)
  • Bütün Oyunları (2 cilt, 2002)
  • Bütün Öyküleri (8 cilt, 2002)
  • Asma Katlı Ev (2003)
  • Hikâyeler (2005).

Like it? Share with your friends!

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir