Büyü nedir? büyünün tedavi yolları nelerdir?


Kötü niyetle veya çıkar elde etmek düşüncesiyle fizikötesi güçlerin kullanılması demek olan sihir ya da büyü eşanlamlı kullanılan iki kelimedir. Bu kuvvetler ruhu ve bedeni tesir altına alabilirler. Büyünün insanın duygusal yapısıyla ilgili olduğunu, fizik aleme bakan yönü olmadığını kabul edenler ise büyünün tamamen kuruntu, hayal ve vehimden ibaret psikolojik bozukluklar olduğunu ileri sürmüşlerdir. Buna gözbağcılık, ilizyon diyenler de olmuştur.

Büyü tarihte bilinen bir hadisedir. Hazreti İbrahim’in peygamber olarak gönderildiği Babil halkının büyü ile meşgul olna bir topluluk bilinmektedir. Hint Kıtası, Eski Çin ve geçmiş medeniyetlerde de büyü bir gerçeklik olarak varlığını sürdürmüştür.

Hususiyle Peygamber Efendimiz’in yaşadığı dönemde Yahudiler arasında büyü çok yaygındı. Yahudiler, Hazreti Süleyman’ın -haşa- büyük bir sihirbaz olduğunu, hükümdarlığı ve saltanatını büyü ile elde ettiğini, insan ve cinlere de yine büyü ile hükmettiğini, söylüyor; aynı yolla hem çok güçlü hale gelebileceklerini hem de başka kavimlerin içine korku salacaklarını düşünüyorlardı. Kur’an-ı Kerim, Hazreti Süleyman’ın bir peygamber olduğunu bildirince onlar -haşa- “Muhammed, Süleyman’ı peygamber zannediyor halbuki o bir büyücüdür.” demişlerdi. Cenab-ı Hak, Bakara sure-i celilesinin 102. ayet-i kerimesiyle onların bu iddialarına cevap vermiş ve şöyle buyurmuştur.

“Tuttular Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurdukları sözlere tabi oldular. Halbuki Süleyman küfre girmemişti. Fakat asıl o şeytanlar küfre girdiler. Halka sihri ve Babil’de Harut ve Marut adlı iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Oysa o ikisi, Biz sırf imtihan için gönderildik, sakın kafir olmayasınız! demedikçe hiç kimseye (büyü yapmaya vesile olabilecek) bir şey  öğretmezlerdi. İşte bunlardan koca ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Alla’ın izni olmadıkça onlar bununla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Fakat onlar, kendilerine zarar getirip fayda vermeyen şeyler öğreniyorlardı. Doğrusu, büyüye müşteri olan kimsenin ahiretten nasibi olmadığını da pek iyi biliyorlardı. Karşılığında kendi varlıklarını sattıkları şey ne kötü? Keşke bunu anlasalardı!”

Bu ayet, Harut ve Marut kıssasının özünü ve içyüzünü de açıklamaktadır. Bazı Kur’an müfessirleri, onların birer melek değil sembol ve mecazi ifade olduğunu söyleseler de genel anlayış, Harut ve Marut isimli bu iki meleğin, Süleyman Aleyhisselam döneminde Babil’de insan şeklinde ortaya çıkan, kötülük için kullanmamaları şartıyla insanlara büyü ilmini öğreten ve insanlar için imtihan vesilesi olan iki melek olduğudur. Ülkemizin  önde gelen tefsircilerinden Elmalılı Hamdi Yazar, Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsirinde Harut ve Marut isimli bu iki meleğin büyü öğretmediklerini, ama Babil halkının öğrendikleri şeylerden büyü yapmaya yöneldiklerini ve böylece Kur’an-ı Kerim’in ifade buyurduğu gibi küfre, inkara girdiklerini ifade etmiştir.

Büyü, Ehl-i Sünnet dediğimiz alimlere göre gerçektir. Bazı büyü türlerinin fiziki dünyaya tesirleri söz konusudur ve büyüde bilinmesi gereken şey şudur: “Büyünün tesiri büyü yapandan dolayı değildir. Büyünün tesirini yaratan Allah Teala’dır. O dilerse tesir edilebilir, dilemezse tesir etmesi söz konusu değildir.” Çok muteber kaynaklarda Allah Resülü’ne de büyü yapıldığı ve Cenab-ı Hakk’ın bir hikmete binaen büyünün tesirine izin verdiği bilinmektedir. Hadiseyi Hazreti Aişe şöyle rivayet etmiştir:

“Peygamber Efendimiz’in yanında hizmetini gören bir küçük Yahudi çocuğu vardı. Bu çocuk, Beni Zurak kabilesi Yahudilerinden Lebid bin A’sam isimli birinin zorlamasıyla Peygamber Efendimiz’in saç tellerini toplamıştı. Lebid bu saç telleriyle Allah Resülü’ne büyü yaptı. Nihayet bir gece benim yanımda iken kendisi dua etti, yine dua etti. Sonra bana şöyle dedi:

– Ey Aişe! Kendisinden fetva istediğim şey hakkında Allah bana fetva verdi. Bana iki melek iki adam suretinde geldi. Bunlarda biri başumda, diğeri de ayakucumda oturdu. Ardından bunlardan biri arkadaşına,

– Bu zatın hastalığı nedir, diye sordu.

O da,

– Büyüye maruz kalmıştır, diye cevap verdi.

Öteki,

– Buna kim büyü yapmıştır, dedi.

Diğeri,

– Lebid bin A’sam, diye cevap verdi.

sonra,

– Bu büyü hangi şeyden yapılmıştır, diye sordu. ,

O da,

– Bir tarak, saç sakal tarantısı ve erkek hurmanın kurumuş çiçek kurusu ile, diye cevap verdi.

Nerede yapılmış, sorusuna da:

– Zervan Kuyusu’nada, diye cevap verdi.”

Hazreti Aişe, devamında Allah Resulü’nün yanında birkaç kişiyle bu kuyuya gittiğini ve Kuyunun suyunun kına suyu gibi kırmızımtırak yahut etrafındaki hurma ağacının uçları şeytanların başları gibidir. Buyurduğunu söylemektedir.

Efendimiz, kuyunun içinde tarağa sarılı olan mübarek saç tellerinin her çözülüşünde rahatlama hissetmiştir. Bu hadisenin ardından Allah Teala “Muavvizeteyn” Kul Euzü bi Rabbi’l-Felak ile Kul Eüzü bi Rabbi’n-Nas surelerini inzal buyurmuştur.

Büyünün hükmü nedir?

Büyü, başkalarına zarar verme gayesi taşıdığı için kişiyi dinden çıkaran bir davranıştır. Kur’an-ı Kerim’de büyü yapanların iflah olmayacağı ifade edilmiştir. Ancak böyle bir zor durumda kalan kimse, yapılan büyünün çözülmesi adına güvenilir birine müracaat edebilir. Ama iki kişinin arasını ısındırma gibi sanki doğru bir hedefmiş gibi görünen durumlarda dahi büyüye müracaat etmek günahtır. Zira büyü yapmak, kebair (büyük günah) arasında zikredilmiştir.

Büyüden korunmak nasıl mümkün olur?

Allah Resülü, her gece yatmaya hazırlandığı zaman iki elini açarak birleştirir, İhlas, Felak ve Nas Sureleri’ni okuyarak ellerinin içine üfler, sonra başından ve yüzünden başlayarak üç defa elinin eriştiği kadarıyla bütün vücudunu sıvazlar, ondan sonra yatardı. Hazreti Aişe Validemiz, Peygamberimiz’in bunu her gece üç defa yaptığını rivayet etmektedir. Aslında böyle bir hareketle yatma ve uyku anında biraz da irademizin elden gittiği bir anda Allah Teala’yı kendmize tevkil etmiş oluruz.

Efendimiz, kendisine büyü yapıldığını farkettiği zaman da bu sureleri okuyarak Cenab-ı Hakk’a sığınmıştı. İki elini açıp yanyana getirmiş; İhlas, Felak ve Nas Sureleri’ni okuyarak avcuna üflemiş ve baştan ayağa kadar bütün vücudunu meshetmiti. Nakledildiğine göre, Efendimiz bunu 11 defa yapmış; her defasında adeta bir düğümün çözüldüğünü hissetmi ve rahatlamıştı.

Dolayısıyla, o türlü bir duruma maruz kalanlar İhlas Suresini ve Muavvizeteyn dediğimiz Felak ve Nas Sureleri’ni onbirer kere okumalıdırlar. Buna ilave olarak Fatiha Suresi, Ayet’l-Kursi ve güvenilir dua mecmualarındaki Allah Resulü’nden nakledilen dualar da okunup onlarla Allah’tan şifa dilenebilir.


Like it? Share with your friends!

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir