Cemal Abdül Nasır kimdir?


Arap dünyasının en ünlü liderlerinden Cemal Abdül Nasır, 15 ocak 1918’de İskenderiye’de doğdu. Babası Abdül Nasır Hüseyin, küçük bir posta memuruydu. Nasır, babasının görevi gereği , ilk ve orta öğrenimini değişik okullarda tamamladı. Köylerde geçen çocukluk günlerinde, yoksul köylülerin içinde bulundukları geçim sıkıntısı ve kötü yaşam koşulları Nasır’ın ilgisini çekmiş ; onlarla kendi ailesi arasında karşılaştırmalar yapmıştı.

Nasır’ın İskenderiye’deki Ras El-Tin Lisesi ‘ne devam ettiği yıllarda Mısır, ingiliz emperyalizminin yoğun baskısı altındaydı. Bütün ülkede halk huzursuzdu. İngiliz hükümetiyle işbirliği içinde olan saray, Mısır’da bir polis yönetimi kurmuştu. Saray ve İngiltere hükümetine karşı sık sık gösteriler oluyor, özellikle gençlik kesimindeki direnmeler, kimi zaman polisle çatışmaya varacak kadar sertleşiyordu. Gençlik kesiminin, hükümete karşı düzenlediği gösterilere katılanlar arasında, o, sıralarda onbeş yaşında bir lise öğrencisi olan Cemal Abdül Nasır da vardı . Kendisi, ilk kez katıldığı ve tutuklanmasıyla sonuçlanan bu gösteriyi şöyle anlatır: “Yönetime karşı ilk direnişimi hatırlıyorum: 1933 yılındaydı bu, ve ben İskenderiye’de, onbeş yaşında bir lise öğrencisiydim. Öğrencilerle işgal kuvvetleri arasında çatışma olduğunu gördüm. Ben de katıldım bu çatışmaya. Sonra tutuklandım. Tutuklanırken coşkun bir öğrenciydim. Tahliye edildiğimde ise öfkeyle dolu bir genç olmuştum.”

Nasır için artık siyasal yaşam başlamıştır. Siyasal girişimleri bütün lise yıllarında sürer. Nasır ve arkadaşları, daha çok, Ahmed Hüseyin’in sosyalist partisine eğilim duymakta, sosyalist partinin Mısr-ı El Fatat (Genç Mısırlılar) adı verilen gençlik kolunun yeşil gömlekler giyen militanlarının etkisinde kalmaktaydılar.

1935 yılında bir arkadaşına yazdığı mektupta Nasır’ın siyasal görüşlerinin artık iyice biçimlendiğini görmekteyiz: Mısırlının kalleş olduğu, en ufak bir gürültüden dahi korktuğu söyleniyor. Bize mısırlıyı, ülkesi için savaşmaya yöneltecek bir önder gerekiyor. Ancak böyle bir önder sayesinde, bir mısırlı, kendisini ölüme mahkum edenleri titretecek gök gürültüleri çıkartabilir. 1935 yılında lise öğrencileri yürütme kuruluna seçilen Nasır, 1936 yılındaki bir çatışma sırasında alnından vurulur.

1936 yılında liseyi bitirip başarısızlıkla sonuçlanan bir hukuk denemesinden sonra Hava Harp Okulu’na girdi; 1938’de Harp Okulu’nu bitirip subay oldu ve Yukarı Mısır’daki bir garnizona atandı . Bu arada, ilerde birlikte 23 Temmuz Devrimi’ni yapacağı Enver Sedat, Zekeriya Muhiddin, Abdülhakim Amr gibi subaylarla arkadaşlıklar kurdu. Nasır’la Amr, 1939 yılında gönüllü olarak Sudan’a gittiler. İkinci Dünya Savaşı’nın ilk iki yılında iki genç subay, Sudan’daydılar. 1942 yılında Mısır’daki siyasal ve ekonomik durum iyice bozulmuştu. Bağımsızlık, İngiltere hükümetinin ve onun işbirlikçilerinin, ülkedeki çıkarlarını koruma amacına yönelmiş bir paravanaydı.

İşte bu duruma bir son vermek ve ülkeyi, halkı kurtarmak için üç subay bir araya geldi. Bu subaylar Cemal Abdül Nasır, Abdülhakim Amr ve Kemalleddin Hüseyin’di. Sonunda Hür Subaylar, ( Dohbat El Ahrar) adlı devrimci gizli bir örgüt kurmaya karar verdiler. Nasır, 1946 yılında Harp Akademisi’ne girdi ve 1 948’de Akademi’yi bitirdi. O yıl, Mısır hükümetinin 15 mayıs 1948’de kurulan İsrail devletine karşı açtığı savaşa katıldı; savaşta iki kez yaralandı.

22 ekim 1 948 günü, Güvenlik Konseyi’nin kararı gereğince, iki taraf arasında ateş-kes’in ilan edilmesi gerekiyordu. Ancak, Mısır hükümeti ateş-kes kararına uyduğu halde, İsrail bu karara uymadı. Nasır, birliğiyle İsraillilere karşı Faluce’da döğüşe devam etti. Filistin savaşında gösterdiği yararlıklar, Nasır’ın subaylar arasında liderliğinin kabul edilmesine yol açtı. Filistin savaşından sonra Nasır, İsmailiye’deki askeri birliklerden birine atandı. Bu arada, sürdürdüğü siyasal girişimler sarayın kuşkusunu uyandırmıştı. Başbakan .tarafından sorguya çekilen Nasır, ordu içinde gizli örgüt kurmakla suçlandı. Gerçekten de, Hür Subaylar Örgütü ordu içinde gittikçe gelişip güçlenmekteydi.

Ülkedeki ekonomik ve sosyal bunalımlar ise had safhaya varmıştı. Saray ve çevresi refah içinde yüzerken, halk çok kötü koşullarda yaşamlarını sürdürmekteydi. 1949 yılında Hür Subaylar Örgütü ‘nün ilk bildirisi yayınlandı. Bildiride ülkedeki yönetim sert bir dille eleştiriliyordu. Örgüt, bundan sonra, ordu içindeki siyasal etkinliğini daha da arttırdı. Hür Subaylar Örgütü’nün eyleme geçme zamanı gelmekteydi. Temmuz Devrimi başarıyla sonuçlanınca devrimci subaylar küçük rütbeli olduklarından harekatın başına yüksek rütbeli bir subay geçirmek istediler. Hür Subaylar Örgütü Yürütme Kurulu, Nasır’ın önerisini birliğiyle kabul edip General Necib’i başkomutanlığa getirdi.

18 haziran 1953 günü Mısır’da Cumhuriyet ilan edildi. General Necib cumhurbaşkanı, albay Nasır da başbakan oldu. Aynı yılın 18 eylülünde Necib’i görevinden uzaklaştıran Nasır, bütün yönetimi kendi elinde topladı. Nasır, bundan sonra, ülke içinde birçok uygulamalara girişti. Ancak bunlar birer devrim değildi. Ülke içindeki üretim ilişkilerini değiştirmeden yapılmış düzenlemelerdi. Süveyş kanalı civarında duran İngiliz donanması , ülkede devrimci atılımların yapılmasını engellemekteydi. Bu nedenle, önce, Süveyş sorununun çözümlenmesi gerekiyordu.

1954 yılında İngiltere ile Mısır hükümeti arasında, Süveyş kanalının boşaltılması konusunda görüşmeler başladı; 10 ekim 1954’te de kanal ı boşaltma antlaşması imzalandı. 1 956 yılında İngilizler, kayıtsız şartsız Mısır’ı terk ettiler, bütün askerlerini çekerek üsleri boşalttılar.

Ocak 1956’da Mısır’da yeni anayasa ilan edildi. Haziran ayında anayasa ve Nasır’ın cumhurbaşkanlığı, halk oyuna sunuldu ve kabul edildi. Nasır artık, Mısır cumhurbaşkanıydı .

16 temmuz 1956’da İskenderiye’de yaptığı’ konuşmada Nasır, Süveyş kanalının ulusallaştırılacağını ilan etti. Bundan sonra kanaldan elde edilen yıllık 100 milyon dolar, Mısır hükümetinin olacaktı. Yüzyıllardır el koydukları büyük bir gelir kaynağını
kaybeden emperyalist devletler, M ısır hükümetinin bu kararını, elbette tanımak istemeyeceklerdi. Nasır, Süveyş kanalı sorununu çözümledikten sonra, arapların birleşmesi konusunda yoğun girişimlerde bulundu. Nasır’a göre arap devletleri arasındaki sınırlar, emperyalist devletler tarafından harita üzerinde çizilmiş yapay sınırlardı. Arap birliği ilkesi , bir bakıma,
Mısır devriminin sloganı olmuştu.

1 şubat 1958 günü Mısır ve Suriye birleşerek Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni kurdular. Veni cumhuriyet, 28 şubat 1 958 gününden sonra geçerlik kazanacaktı. Veni cumhuriyetin başkanlığı halkoyuna sunuldu ve Nasır, Birleşik Arap Cumhuriyeti başkanlığına seçildi. Arap ülkelerindeki siyasal gelişimler emperyalist devletler tarafından dikkatle izlenmekteydi. Arap dünyasında, ulusçu ve birlikçi akımların gelişmesi, gerek emperyalist devletlerin, gerek onların yerli işbirlikçilerinin çıkarlarına aykırıydı. Bu tür akımların gelişerek öteki arap devletlerine de yayılması, emperyalist devletlerin Ortadoğu’daki etkinlik alanlarını tehdit eden bir durum yaratmaktaydı .

Bu yüzden emperyalist devletler, Mısır – Suriye ilerici birleşmesinin karşısına, kendi çıkarları doğrultusunda kurulan Ürdün – Irak federe birliğini çıkardılar. Ancak bu birlik, lrak’taki kral Faysal’a karşı yapılan 1958 darbesiyle sona erdi. Nasır, lrak’ta general Kasım tarafından girişilen bu darbeyi destekledi; emperyalist devletlerin, yeni Irak hükümetine karşı girişeceği bir saldırıda, Mısır hükümetini de karşılarında bulacaklarını söyledi.

1961 yılında gerici ve emperyalizmle işbirliği içinde bulunan askerlerin giriştikleri bir darbe sonucunda Suriye, Birleşik Arap Cumhuriyeti’nden ayrıldı. Suriye ayrılınca Mısır’daki siyasal örgüt (Milli Birlik) dağıtıldı. Bütün ülkeyi kapsayan bir Halk Kuvvetleri Ulusal Kongresi toplandı. Kongrede, ülkede kurulacak yeni siyasal örgütün ilkeleri saptandı. Nasır’ın önerisi üzerine, yeni örgüte Arap Sosyalist Birliği adı verildi. Bir süre sonra Nasır’ın ülke içinde köklü girişimlerde bulunmaya başlaı:nası, emperyal istlerle işbirliği içinde olan arap devletleri ve örgütleri tarafından tepkiyle karşılandı. Özellikle, başından beri, Nasır’a karşı olan illegal Müslüman Kardeşler örgütü, 1965 yılında başkana karşı bir suikast düzenlediler. Suudi Arabistan kralı Faysal’ın gizli desteğiyle düzenlenen bu suikast önceden haber alındı, elebaşılarından üçü idam edildi. Emperyalist devletler, arap ülkelerindeki ilerici gelişmeleri, birtakım siyasal oyunlarla engellemeyi başaramayınca, doğrudan askeri müdahaleyi göze almaktan çekinmediler. Kaldı ki, Filistin sorunu, böyle bir müdahaleye olanak tanıyacak sürekli bir çıban başıydı.

Amerika tarafından desteklenen İsrail saldırısı, 5 haziran 1967 günü başladı. Arap orduların büyük bir bozguna uğradığı Altı Gün Savaşın sonunda Nasır, 9 haziran 1 967 günü radyodan halka ünlü konuşmasını yaptı ve bütün görevlerinden istifa ettiğini açıkladı. Nasır’ın radyo konuşmasından sonra halk sokaklara dökülerek başkanları adına gösterilerde bulundu, istifasının geri alınmasını istedi . Halkın istifa kararına karşı çıkması üzerine Nasır, ertesi gün yeniden görevinin başına dönüyordu.

İsrail yenilgisinden sonra, Nasır’ın aslında bozuk olan sağlığı daha da kötüye gitmeye başladı. Ayrıca yenilgi, ülke içinde birtakım siyasal karışıklıkların doğmasına yol açmıştı. 1967 ağustosunda, Nasır’ın eski sağ kolu Abdülhakim Amr’ı Mısır ordusunun başına getirmek için düzenlenen bir komplo ortaya çıkarıldı. 1968 ve 1 969 yıllarında öğrenciler ve işçiler arasında
yönetime karşı gösteriler devam etti . Nasır, İsrail sorunu, hala, devam ettiğinden ülke içindeki huzursuz lukları giderici kesin çözüm yollarına başvuramadı.

Nasır, ölmeden önce Hür Subaylar Örgütü’nden arkadaşı olan Enver Sedat’ı başkan yardımcılığına atayarak kendisinden sonra hükümetin başına geçecek olanı belirtmişti. 28 eylül 1970’de öldüğünde, arap dünyası en büyük siyasal önderini kaybetmiş oldu. Yaşamının son yıllarındaki siyasal ve askeri alandaki başarısızlıklarına rağmen Nasır, Ortadoğu’yu ve Üçüncü Dünya’yı etkileyen en önemli önderdi. Ölüm haberi Enver Sedat’ın yaptığı kısa bir radyo konuşmasıyla dünyaya iletildiğinde bu beklenmedik habere inanmak istemeyen mısırlılar, duyduklarının gerçek olup olmadığını anlamak için Nil kıyısındaki Kahire radyo evi önünde toplanmaya başladılar. Onbinlerce mısırlı “aslanımız öldü, aslanımız öldü” diye ağlaşıyordu.

Bir anda on milyon insan, Kahire’de, başkanlarına karşı son görevlerini yapmak üzere biraraya gelmişti. Nasır, hem iyi bir asker, hem iyi bir siyaset adamı, hem de güçlü bir kuramcıydı.  Devrimin Felsefesi adlı yapıtında arap, müslüman ve Afrika çemberini ayrı ayrı tanımlamakta ve Mısır’ın geleceğinin bu çember içinde ve arapçılığın gücüne bağlı olarak gelişeceğini anlatmaktadır. Ama, Nasır 1969 yılından sonra, giderek, arapçılıktan vazgeçmeye yöneldi. Bu tarihten sonra Nasır’ın görüşlerine egemen olan güç, araplık değil, mısırlılıktır.

Nasır, dinine bağlı bir müslümandı. Ancak islamiyetin siyasal bir değer taşıdığını asla kabul etmemiş, Müslüman Kardeşler tarafından ileri sürülen tezleri benimsememiştir. Nasır, marksizmi de incelemiş, ancak uygulamada gerçek bir marksist gibi davranmamıştır. 1962 yılında bilimsel sosyalizme bağlı olduğunu açıklayan Nasır, önderin toplumdaki sosyal sınıflar arasındaki mücadeleyi en aza indirmekte büyük bir rolü olduğuna inanırdı.

Bütün bu özellikleriyle Nasır, kendine özgü bir sosyalistti. Bu görüşleriyle Mısır toplumu ve öteki birçok arap ülkeleri üzerinde büyük etkiler bıraktığı bir gerçektir: İngiliz emperyalizmiyle karşı verilen gerçek bir mücadeleden sonra ülkede yeni toplum düzeni kurmaya yönelen Nasır, belli bir sınıfa ve siyasal görüşe dayanmadığı için, sağlam bir kuramsal yapıyı oluşturamadan
ölmüştür.

Andre Malraux, ölümünden birkaç ay sonra, Nisır’ı şu sözlerle niteler: Her türlü yorumun dışında, zafer yada yenilgi, başarı yada başarısızlık dışında, Nasır, Mısır’ı somutlaştırarak tarihe geçecektir. Tıpkı, Napolyon denilince akla Fransa’nın gelişi gibi.

Cemal Abdülnasır 28 eylül 1974  52 yaşında iken kalp krizinden dolayı Kahire’de yaşamını yitirdi.


Like it? Share with your friends!

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir