“Dinde zorlama yoktur” ayetini nasıl anlamalıyız?


Din, zorla kabul edilebilecek veya zorla kabul ettirilebilecek bir sistem değildir. Din bir inanç işi olduğu için her şeyden önce inanma esastır. İnanma ise tamamen vicdana ve kalbe ait bir meseledir. Hiçbir zorlama gayreti, kalp ve vicdana tesir edemez. Dolayısıyla insan, ancak vicdanının sesini dinliyor, içinden geliyorsa ve gönlü imana yatkınsa iman edebilir. İşte bu manada, Dinde zorlama yoktur demek mümkündür.

İslam, daha işin başında irade ve seçme hürriyetini esas alır ve bütün muamelelerini bu esas üzerine kurar. Zorlama ile yapılan bütün amel ve fiiller ister inanç, ister ibadet ve isterse alışveriş açısından kesinlikle muteber kabul edilmemiştir. Zaten böyle bir durum, “Ameller niyetlere göre değer kazanır.” hadis-i şerifinin ruhuna da uygun düşmez.

Din kendi meseleleri için zorlamayı doğru görmediği gibi başkalarının İslam’a girmelerini de zorlama esasına dayandırmayı hoş karşılamaz. O, muhatabını tamamen serbest bırakır. Mesela İslam Hukuku’nda İslam Devletinin idaresini kabul eden zimmiler, vergi olarak cizye ve haracı kabul ettiren sonra, İslam dini de hayatlarını garanti eder. İşte İslam’da hoşgörü ufku bu derece geniştir.

Dine girmekte zorlama yoktur, peki dindeki yasak emirleri bir zorlama mıdır?

Her sistemin yasak ve buyrukları olduğu gibi İslam’ın da kendisinin yasak ve emirleri vardır. Bunlara uygun hareket etmek dinde zorlama olarak algılanmaz. İslam dinine giren insanlara bazı şeyleri yapmakla bazılarını da yapmamakla mükellef kılınır. Bunun da zorlama ile bir ilgisi yoktur.

İçkinin kişiye ve topluma olan zararları çok açıkken İslam tarafından yasaklanmış olması veya bazı canlıları yemenin yasaklanmış olması, dinin yasaklarının kişinin menfaatine olduğundan en net misallerindir. Üstteki kişinin menfaatine olan bu yasak ve emirlere uyma karşılığında İslam bir de cennet vadetmektedir. Böyle bir mükafatı elde edebilmek için herkes can-ı gönülden uğraşacaktır. O zaman bunu bir zorlama kabul etmek haksızlık olacaktır.

Şimdi de Peygamber Efendimiz’in hayatına bakalım. Mekke’de takriben on üç sene halkı açık-kapalı Allah’a inanmaya ve İslam’ın getirdiği yüksek anlayışa davet etti. Daha sonra davetini Mekke’nin dışında Taif ve Medine halkına yönelik sürdürdü. O’nun bu değişik yerlerdeki davet ve tebliğ vazifesine karşı ilk duyarlılık gösteren, daha doğrusu, topluca icabet eden Medine halkı oldu. Ve çok kısa zaman zarfında İslamiyet’in ilk payitahtı ve İslam medeniyetinin beşiği Medine’de İslam’ın girmediği bir ev kalmadı. O güne kadar yapılan hizmetlerde de İslamlaştırma hareketine ne bir zorlama ne bir baskı ne de silah bahis mevzuu oldu. Herkes dinledi, tetkik etti, düşündü ve seçeceği nurlu yolu kendi iradesiyle belirledi.

Uygulamalarında olduğu gibi dinin ruhunda da zorlama yoktur. Zor görülen şeyler kolaylık vesilesidir. Yolculukıta namazın dört yerine iki rekat kalınması, suyun olmadığı zamanlarda ibadete devam etmek için teyemmüm edebilmesi bunun misalleridir. Hatta unutarak yapılan yanlışlıklar affedilmiş, Ramazan’da unutularak yenen şeyin orucu bozmamasının yanında bir şeyler yiyen kimsenin ikaz edilmesi istenmemiş, bunun da Allah’ın bir rahmeti olduğu belirtilmiştir.

Peygamber Efendimiz “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin nefret ettirmeyin.” buyuruyorken hiç dinimizde zorlama bahis mevzu olabilir mi?

www.e-kutuphane.com.tr


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir