Kurtuluş savaşı


Osmanlı Devleti’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecinin temelini, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde 1919-1922 arasında başta Yunan ordusu olmak üzere işgalci kuvvetlere karşı yürütülen Kurtuluş savaşı oluşturur. Anadolu’daki direniş hareketlerine dayanarak gelişen ve yeni kurumların doğmasıyla adım adım bir siyasal dönüşüme de yönelen Kurtuluş Savaşı, büyük ölçüde ikinci Meşrutiyet döneminde vatanı kurtarma hedefinin siyaset içinde çektiği asker ve bürokrat kadroların damgasını taşır.

Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nda itilaf devletlerine karşı ittifak devletlerinin safında yer almıştı. Bu kampın başını çeken Almanya ve Avusturya’nın Ekim 1918’de barış istemesi, Suriye ve Irak cephelerinde ağır bir bozguna uğrayan Osmanlı Devleti’nin de teslim olmak zorunda bıraktı. Bu umutsuz koşullarda başlayan çözülme süreci, milli mücadele ve istiklal harbi olarak da bilinen kurtuluş savaşıyla tersine çevrildi.

Mütareke ve sonuçları

Son ittihat ve terakki hükümetlerinin istifasından sonra yeni hükümetçe yapılan başvuru üzerine, itilaf devletlerinin temsilcisi konumundaki İngiltere’yle 27 Ekim 1918’de Limni Adası’nın Mondros limanında ateşkes görüşmelerine başlandı. Görüşmelerde Osmanlı heyetinin başında Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Orbay Bey, İngiliz heyetinin başında ise Amiral Somerset A. G. Calthorpe bulunuyordu. Osmanlı delegeleri askeri harekatı sürdürme tehdidi karşısında, önceden hazırlanmış metni olduğu gibi kabul etmek zorunda kaldı.

Mondros Mütarekesi’nin maddeleri

  •  Çanakkale ve İstanbul boğazlarının açılması, Karadeniz istihkamlarının itilaf devletleri tarafından işgali sağlanacaktır.
  •  Osmanlı sularındaki bütün mayın tarlalarının, torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecek.
  • Karadeniz’de ki mayınlar hakkında bilgi verilecektir.
  • İtilaf devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirlerinin kayıtsız-şartsız İstanbul’da İtilaf devletlerine teslim edilecektir.
  • Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir.
  • Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında İtilaf devletleri tarafından gözaltında tutulacaktır.
  • İtilaf devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa, herhangi bir stratejik noktayı işgal edebileceklerdir.
  • Osmanlı demiryollarından itilaf devletleri istifa edecek ve Osmanlı ticaret gemileri onların hizmetinde bulunacaktır.
  • İtilaf devletleri Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade edeceklerdir.
  • Toros tünelleri İtilaf devletleri tarafından işgal edilecektir.
  • İran içlerinde ve Kafkasya’da bulunan Osmanlı kuvvetleri işgal ettikleri yerlerden geri çekileceklerdir.
  • Hükümet haberleşmesi dışında telsiz telgraf ve kabloların denetimi İtilaf devletlerine geçecektir.
  • Askeri ticari ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir.
  • İtilaf devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye’den temin edeceklerdir. (bu maddelerden hiçbiri ihraç edilemeyecektir.)
  • Bütün demiryolları halkın kullanımına açık olmak kaydıyla, itilaf devletlerinin zabıtası tarafından kontrol altına alınacaktır.
  • Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irakta’ki kuvvetler en yakın itilaf devletleri kumandanlarına teslim olacaktır.
  • Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır.
  • Trablus ve Bingazi’de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim edilecektir.
  • Denizci, asker ve sivil tüm Almanların ve Avusturyalıların bir ay içinde Türk ülkelerinden çıkartılması; uzak bölgelerdekilerin de olanaklı en erken tarihte çıkarılması.
  • Gerek askeri gerekse  tesliminde gerekse Osmanlı ordusunun terhisinde ve gerekse nakil vasıtalarının İtilaf devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir karar derhal yerine getirilecektir.
  • İtilaf devletleri adına bir üye, Donatım (iaşe) kontrolünde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine derhal verilecektir.
  • Osmanlı harp esirleri İtilaf devletlerinin elinde tutulacağı, askerlik hizmeti yapabilecek kişilerin dışındakilerin serbest bırakılması fikrinin salıverilmesinin düşüneleceği.
  • Osmanlı hükümeti, merkezi devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.
  • Altı vilayet (vilayeti sitte) adı verilen yerlerde bir karışıklık olursa, bu vilayetlerden herhangi birini İtilaf devletleri işgal edebileceklerdir.
  • Müttefiklerle Osmanlı devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31 Perşembe günü mahalli saat ile öğlen zamanı sona erecektir.

İşgaller ve direniş

Nüfus alanına ilişkin farklı düzenlemeler, mütareke sonrasında paylaşımcı devletlerin işgale öncelik kapmak için bir yarışa girmesine yol açtı. Böylece Osmanlı Devleti’nin geleceğinin de belirleneceği Paris Barış Konferansı’nın sonuçları beklenmeden askeri eylemler başlatıldı. 3 Kasım 1918’de Musul’a giren İngiliz Kuvvetleri Antep’e kadar olan bölgeyi işgal etti. İngiliz işgali 1919 ilkbaharında Urfa’ya kadar genişlerken, Fransız birlikleri de Adana ve Mersin yörelerini ele geçirdi. İki tarafın Eylül 1919’da vardığı anlaşmayla, İngiltere Güneydoğu Anadolu’da işgal etmiş olduğu toprakları Musul’un karşılığında Fransa’ya bırakmayı kabul etti.

Aynı dönemde Batı ve Güney Anadolu’da bir işgal yarışına sahne oldu. Yunanistan’ın mütareke sonrasındaki hazırlıklarından kaygı duyan İtalyanlar daha çabuk davranarak 28 Mart 1919’da Antalya’ya asker çıkardılar. Adından Muğla ve Burdur yörelerini işgal ettiler. Ayrıca bazı birliklerle Konya ve çevresini denetim altına aldılar.

Başta Trakya, İzmir, Adana, Hatay, Trabzon ve Doğu Anadolu vilayetleri olmak üzere birçok yerde aydınların ve eşrafın öncülüğünde Müdafaai Hukuk, Reddi İlhak, Heyeti Milliye gibi adlar taşıyan yerel direniş örgütleri kuruldu.

Mustafa Kemal Anadolu’da

Savaşın sonlarına doğru komutanlığına atandığı Yıldırım Orduları Grubu’nun dağıtılmasından sonra İstanbul’a dönen Mustafa Kemal, ülkenin parçalanmasını önlemek için çeşitli siyasal çevrelerin yanı sıra yabancı devletlerin temsilcileriyle görüşmeler yapmış ve yakın arkadaşı Fethi Okyar Bey’in çıkardığı Minber gazetesindeki yazılarıyla görüşlerini açıklamaya çalıştı.

Mustafa Kemal Atatürk, “Ya İstiklal Ya Ölüm” sözünü Sivas Kongresi esnasında halkın moralini yükseltmek ve toparlanmasını sağlamak amacıyla söylenmiştir.

Doğu ve Kuzey Anadolu’daki huzursuzluğa son verilmemesi halinde bölgenin işgal edileceğini bildiren bir notanın verilmesi, Doğu Anadolu’da bir ordu müfettişliğinin kurulmasını gündeme getirdi. Hem askeri, hem de mülki bir makam olarak düşünülen bu müfettişlik, bölgedeki çatışmaları önleyerek güvenliği sağlayacak, ayrıca silah ve cephaneleri toplattıracaktı. Bu görevi kendisine verilmesini sağlayan Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1919’da Bandırma adlı küçük bir vapurla İstanbul’dan ayrıl ve 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktı. Samsun’da kısa bir süre kaldıktan sonra Havza’ya geçti; bütün komutanlara, mülki amirlere ve Müdafaai Hukuk cemiyetlerine gönderdiği gizli bir yazıyla işgallere karşı direnişin örgütlenmesini istedi. Bu girişimi öğrenen İstanbul’daki hükümetin geri dönmesi için yaptığı çağrıya uymayarak 13 Haziran’da karargahını Amasya’ya taşıdı.

Erzurum ve Sivas Kongresi

Aynı dönemde Vilayatı Şarkiye Müdafaai Hukuki Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesiyle Trabzon Muhafaza, Hukuki Milliye Cemiyeti ortak bir kongre düzenlemek iin çalışmalar yapıyordu. Sivas’a uğradıktan sonra 3 Temmuz’da Erzurum’a varan Mustafa Kemal, 8 Temmuz’da İstanbul’la yaptığı telgraf görüşmesinde resmi görevine son verilmesi üzerine askerlikten ayrıldığını açıkladı.

Ertesi gün Müdafaai Hukuk Cemiyeti Erzurum Şubesi’nin başkanlığına seçildi ve böylece sivil bir kimlikle açıkça direniş hareketinin başına geçti.

  • Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar kabul edildi.
  • Manda meselesi tartışıldı ve kesinlikle reddedildi.
  • Bütün milli cemiyetler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildi.
  • Temsil Heyeti genişletildi, yetkileri artırıldı ve başkanlığına M. Kemal seçildi.
  • Her türlü müdahale ve işgal karşısında ülkenin topluca savunulması kabul edildi.
  • İrade-i Milliye adıyla bir gazete çıkarılmasına karar verildi (Ankara’da da bu gazetenin yerini “Hâkimiyet-i Milliye” gazetesi almıştır).
  • Batı cephesi komutanlığına Ali Fuat Paşa atandı.
  • Not: Sivas Temsil Heyeti, Batı cephesi komutanlığına Ali Fuat Paşa’yı atayarak yürütme gücünü kullanmış, hükümet gibi hareket etmiş.

İstanbul’un işgali

Yeni kurulan Ali Rıza Paşa hükümetinin bir uzlaşma sağlamak amacıyla Anadolu’ya gönderdiği Bahriye Nazırı Salih Paşa 20 Ekim 1919’da Mustafa Kemal’le görüşmeye oturdu. Amasya Mülakatı olarak bilinen bu görüşme, Heyeti Temsiliye’yi resmen tanıyan İstanbul Hükümetinin Heyeti Mebusan’ın en ısa sürede toplanmasını kabul etmesiyle sonuçlandı.

Yapılan seçimlerde Müdafaai Hukuk Cemiyeti adayları büyük başarı gösterdi. Toplam 168 üyeden oluşan Heyeti Mebusan 12 Ocak 1920’de toplandı. Sayıca 70’e varan ve Felahı Vatan adıyla bir grup oluşturan ulusal mücadele yanlısı mebuslar kısa sürede etkili bir konum kazandı.

Böylece Londra’da bir araya gelen itilaf temsilcilerinin 4 Mart’ta aldığı karar doğrultusunda İstanbul’u işgal etme planı uygulamaya kondu.

Boğaz’da bulunan itilaf donanması plan uyarınca 15 Mart gecesi limanı kuşattı ve sabaha karşı karaya asker çıkarttı. Şehrin içindeki başlıca kavşakların denetim altına alınmasından sonra, 16 Mart’ta birçok nezaret binası ve askeri garnizon işgal edildi. Meclis bir oldu bitti biçiminde girişen işgale boyun eğmeyeceğini açıkladı. Bunun üzerine itilaf askerleri Meclisi Mebusan’a bir baskın düzenledi. Felahı Vatan grubunun önde gelen iki mebusu Kara Vasıf ile Hüseyin Rauf Orbay tutuklandı. Bunu ulusal mücadele yandaşlarını hedef alan yoğun bir sindirme kampanyası izledi.

Baskından sonra çalışamaz duruma düşen Meclisi Mebusan, 18 Mart’ta aldığı kararla yasama işlevini yerine getirmeye uygun bir ortamın sağlanmasına değin çalışmalarına ara verdi. Daha sonra padişahın 11 Nisan’da yayımladığı iradeyle Heyeti Temsiliye feshedildi. Sindirme kampanyası sırasında ele geçirilen kişiler sürgün olarak Malta’ya gönderilirken, bazı mebuslarla çok sayıda asker ve sivil ayın da mücadeleyi sürdürmek üzere Anadolu’ya geçti.

TBMM’nin toplanması

Ulusal mücadele önderlerinin daha 16 Kasım 1919’da Sivas’ta yaptığı bir toplantıda Heyeti Temsiliye merkezinin Ankara’ya taşınması kararlaştırılmıştı. Bu kararın temelinde Ankara’nın coğrafi konumuyla Anadolu’nun ortasına yakın bir yerde bulunması, dönemin en önemli ulaşım aracı demiroylunun doğudaki son durağı olarak İstanbul, Ege Bölgesi, ve Güney Anadolu ile düzenli bağlantılar kurma olanağı sağlaması, askeri bakımından daha güvenli ve savunmaya daha elverişli özellikler taşıması gibi etkenler yatıyordu.

II. TBMM’nin Açılışı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) olarak adlandırılan yeni meclis 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplandı. Mustafa Kemal’in verdiği bir önergeyle TBMM’nin yasama ve yürütme yetkilerini kendisinde topladığına ve kendisinin üzerinde hiçbir güç taşımadığına ilişkin bir karar alındı. Ertesi gün Mustafa Kemal TBMM başkanlığına seçildi. Daha sonra TBMM adına yürütme görevini yerine getirmek üzere başında Mustafa Kemal’in bulunduğu ve tek tek oylanarak seçilen vekillerin yer aldığı icra vekilleri heyeti oluşturuldu. Böylece Heyeti Temsiliye’nin yerini Ankara hükümeti’ne bıraktı.

Kuvayi Milliye

İşgale karşı kendiliğinden harekete geçiş yerel direniş örgütlerni, çeteleri ve milis güçlerini kapsayan Kuvayi Milliye, resmi kimliklerini kullanmayan subayların da katılımıyla ulusal direnişin simgesi durumuna geldi.

Zamanla örgütlü bir yapı kazanan ve birinci Yunan ileri harekatının durdurulmasını sağlayan Kuvayi Milliye’nin karmaşık bir bileşimi vardı. Saflarında ulusal duygularla çarpışmalara katılan gönüllülerin yanı sıra asker kaçakları ve eşkiyalar da yer alıyordu.

Kuvayı Milliye’nin İzmit’i kurtardığı gün çekilen bir fotoğraf.

Öte yandan ulusal mücadeleye katılımı sağlamada yer yer başvurduğu sert ve keyfi uygulamalarla belirli bir tepki de uyandırdı. Düzenli orduya geçiş sürecinde başına buyruk Kuvayi Milliye çetelerinin denetim altına alınmasında birçok güçlük yaşandı. Başta siyasal bir güç de kazanmış Çerkez Ethem’e bağlı Kuvayu Seyyare olmak üzere bazı çeteler Ankara hükümetiyle çatışmaya girdi. Bu başkaldırıların bastırılmaından sonra elde kalan Kuvayı Milliye güçleri düzenli birliklere dönüştürüldü.

Kurtuluş savaşındaki cepheler

Kurtuluş savaşında cepheler

a – Doğu Cephesi: Bu cephe Ermenilere karşı açılmıştır. Komutanı 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’dır. Bu cephede düşmanlara karşı düzenli birliklerle hareket edilmiştir. Mücadeleyi TBMM kazanmıştır. Sonuç olarak Ermenilerle 2-3 Aralık 1920 tarihinde Gümrü Antlaşması imzalanmıştır.

b – Güney Cephesi: Ermeniler ve Fransızlara karşı açılmış bir cephedir. Bu cephede Kuvvayi Milliye birlikleri düşmana karşı mücadele etmiştir. Kuvvayi Milliye birliklerinin mücadelesi sonucu başarıya ulaşan tek cephedir. Batı Cephesi’deki Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra Fransızlar ile Ankara Antlaşması imzalandı. İmzalanan Ankara Antlaşması ile Güney Cephesi kapanmıştır.

c – Batı Cephesi: Batı Cephesi’nin üç komutanı vardır. Bunlar Ali Fuat Paşa, İsmet Paşa ve Mustafa Kemal Paşa’dır. Bu cephede Yunanlılarla, cephe arkasında ise İngilizlere karşı savaşılmıştır. Bu cephede yürütülen savaşların tamamı düzenli ordu tarafından yürütülmüş olup cephe savaşları ise sırasıyla:

    • I.İnönü Savaşı
    • II. İnönü Savaşı
    • Kütahya – Eskişehir Savaşları
    • Sakarya Meydan Muharebesi
    • Büyük Taarruz’dur.

Büyük Taarruz ile düşman (Yunanlılar) denize döküldü. Cephe İtilaf Devletleri ile 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması ile kapanmıştır. Kurtuluş Savaşı bu cephenin kapanması ile başarıya ulaşılmıştır. Kurtuluş Savaşının en önemli ve en yoğun geçen cephesi Batı Cephesidir. Bu cephede Yunanlılarla ve dolaylı olarak da onların destekçisi İngilizlerle savaştık. Bu cephede toplam 5 muharebe yaşanmıştır.

İstiklal mahkemeleri

TBMM’nin otoritesini kabul ettirmek için aldığı ilk önemlerden biri, kendi varlığını ortadan kaldırmaya yönelik eylemleri, iç ayaklanmaları ve askerlikten kaçmayı cezalandırmak üzere 29 Nisan 1920’de Hıyaneti Vataniye Kanunu’nu çıkarmasıydı.

İstiklal mahkemelerinde görev yapan avukatlar, savcilar, yargicların hepsi milletvekili idi. 

Söz konusu suçları işleyenler sivil mahkemelerde ve harp divanlarında yargılanacak, verilen hükümler TBMM’nin onayıyla kesinleşecekti. Bir süre sonra ortaya çıkan aksamalar üzerine, bu suçlarla ilgili davalara bakacak yeni mahkemeler kurma geleneği gündeme geldi.

Cumhuriyetin ilanından sonra özellikle siyasal davalarda önemli rol oynayan İstiklal Mahkemeleri’nin kuruluşuyla ilgili kanun hükümleri ancak 4 Mayıs 1949’da, Demokrat Parti milletvekillerinin girişimiyle yürürlükten kaldırıldı.


Like it? Share with your friends!

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir