Osmanlı’da millet sistemi


Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde farklı ırklara ve dini inançlara sahip insanlar yaşamıştır. Osmanlı Devleti’ndeki bu çok kültürlülük, Osmanlı millet sisteminin de temelini oluşturmaktadır. Bu sistemi Türk sanatının en güzel örneklerinden biri olan ebru sanatına benzetebiliriz. Ebruda farklı renkler birbirine karışarak mükemmel bir ahenk meydana getirmitir. Osmanlı Devleti’nde de farklı milletlerin kültürleri birbirine karışmış, birbirlerinin rengini almış, yeni bir renk ahenk oluşturmuştur.

Osmanlı Devleti’nde devlet ile vatandaşlar arasındaki ilişkilerde etnik köken ya da ırk değil din esas alınmıştır. Osmanlı toplumunu oluşturan iki temel unsur Müslüman olanlar ve Müslüman olmayanlar (gayrimüslimler) olmuştur. Gayrimüslümler de mensubu oldukları din ve mezhepler esas alınarak birer millet olarak kabul edilmiştir. Örneğin Osmanlıdaki Ermeni Milleti tanımı belirli bir dönem için Ortodoks ve Gregoryen mezheplerine mensup Ermenileri tanımlamak için kullanılmış ve aynı zamanda bu tanım Ortodoks mezhebine mensup Süryanileri de kapsamıştır. “Millet Sistemi” adı verilen bu anlayışta devlet doğrudan vatandaşlarla ilişki kurmamış her bir vatandaşın mensubu olduğu milleti ve o milletin dini liderini muhatap almıştır. Bu sayede günümüzde devlet tarafından sağlanan eğitim, din, hukuk ve sosyal hizmetler gibi hizmetlerde dini topluluklar birer aracı ve kolaylaştırıcı olarak kullanılmıştır.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra Ortodoks Patriği ataması ve Ortodoks’lara içişlerinde ve dini konularda geniş özerklik vermesi bu sistemin ilk uygulamalardan birisidir. Zamanla benzer haklar Ermeniler ve Yahudiler için de sağlanmıştır. Buna göre Ermenilerin başına bir patrik tayin edildiği gibi Musevilere de kendi havralarına sahip çıkma hakkı verilerek dini guruplar arasında denge sağlanmıştır.

Osmanlı Devleti’ne çok sayıda milleti bir arada tutabilme başarısından dolayı “Pax Ottomana” (Osmanlı birliği, barış) da denilmiştir. Örneğin Balkanlar, asırlar boyu birçok farklı ırka, medeniyete ve dine mensup milletlerin iç içe yaşadığı bir bölge olmuştur.

İspanya topraklarında yaşayan Museviler 1492’de baskılar nedeniyle İspanya’yı terketmek zorunda kalmışlardır. Sultan II. Bayezid, 1492’de zor durumda kalan Musevi topluluğunun sığınma talebini kabul etmiştir. Kemal Reis komutasında Osmanlı donanmasını İspanya’ya göndererek, Musevilerin Osmanlı topraklarına ulaşmasını sağlamıştır. Osmanlı Devleti, topraklarına sığının Musevilere yerleşme hakkı tanıdığını ilan etmiştir.


Like it? Share with your friends!

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir