Rüya nedir? rüya ile amel edilir mi?


Rüya, hakikat alemine açılan pencelerelerden, olmuş ve olacak hadiselerin aynen veya bir kısım sembollerle müşahede edilmesinden ibarettir. İnsan zihni, değişik baskı ve şartlanmalardan uzak kaldığın ölçüde, her rüya , ötelerden bir ışık, bir işaret gibi insanın önündeki karanlıkları aydınlatıp ona yol gösterebilir. Rüyaların misal alemi dediğimiz fizik alemin ötesindeki başka alemlerle ilgisi vardır. Rüyayı “uykuda görülen şey” demektir diye tarif edenler de olmuştur.

Rüyalarda; göze, maddeye ve ışığa ihtiyaç duyulmadığı, görülen şeyler basiret ve ruhun idrakiyle sezildiği içindir ki, onlar çok defa insana, tasavvur edemeyeceği kadar güzel ve geniş şeyler de anlatabilir. Bir tek rüya ile dün, bugün ve yarına dair kitaplara sığmayacak kadar geniş malumatın verildiği hiç de az değildir. Çok kısa sürede saatlerin, günlerin, ayların hatta yılların yaşanması söz konusudur.

Rüya görmeyen insan yok gibidir. Bu itibarla da ona, ruhun tabii müşahedesi diyebiliriz. Bu müşahedeyle insan adeta cismaniyet çeperinin dışında ve tamamen ayrı bir buudda yaşar ve aynı kuşakta kadere ait kim bilir, pek çok sırları sezebilir. Onun için sadık rüyalara değer vermek gerekir. Onları anlamaya çalışmak önemlidir. Sadık rüyalar, melek vasıtasıyla örülen ve içinde hakikat alemi dediğimiz, dünya hayatına dair işaretlerin olduğu rüyalardır.

Bazı rüyalar vardır ki onlar ise şeytan kaynaklıdır. Bu tarz rüyalar, şeytanın insanı şüpheye düşürme gayesi taşıdığı rüyalardır. Bunu akıldan uzak görmemek gerekir. Nasıl melek nuraniyetiyle her şeye nüfus edebilirse, şeytan da Peygamber Efendimiz’in buyurduğu üzere insanoğluda kanın damarda dolaşması gibi dolaşır. Kötü diye tasvir ettiğimiz rüyaların kaynağı da şeytan ya da kötü ruhlar olabilir.

İnsan, hayatını biraz gözden geçirse gördüğü rüyalarla yaşadıkları arasında bir kıyaslama yaparsa, hayatında aynıyla ortaya çıkan rüyalar o kadar çoktur ki, eğer her şahıs, gördüğü rüyalardan sadece tabiri çıkanları tespit edebilseydi bundan ciltlerle kitapları meydana gelirdi.

Rüyalar, aynı zamanda insandaki manevi yapının da varlığını ortaya koymaktadır. Rüyalar sayesindedir ki, kalb ve ortaya koymaktadır. Rüyalar sayesindedir ki, kalb ve basiret gibi iki ayrı hassamızın var olduğunu anlar ve cismin üç boyutlu boğucu yapısından kurtuluruz. Gerçi, hakikatle bütünleşmiş büyük insanların öteleri görmeleri için rüyalara ihtiyaç yoktur. Onlar her zaman, orayı ve burayı bir arada görür ve sonsuza ait güzellikleri müşahede ederler. Ne var ki, bu kapı herkese açık değildir, açıldığı kimselere de çok ciddi gayet ve ruhi tecrübelerden sonra açılabilmektedir.

Rüyalar mana aleminde cereyan eder

Rüyalar misal aleminden, kaderle alakalı levhaların yazılıp-çizilip temaşamıza sunulan yansımalarıdır. Gözler, bu aleme kapandığı an, öbür alemde cereyan eden hadiselere açılır. İşte rüyaların cereyan ettiği bu aleme, mana alemi de denebilir.

Mana aleminde, her şey farklılık arz edebilir. Orada bazı hadiseler, çok net olarak ifade edilirken bazıları da çeşitli sembollerle sunulur ve yoruma açık bulunurlar. Mesela, bazı kimseler, daha sonra kazanacakları bir başarıyı, çok öncesinden rüyalarında görebilmekte ve gireceği imtihan sorularını bütün ayrıntılarıyla müşahede edebilmektedirler. Buna karşılık Yusuf Suresi‘nde bildirildi üzere, semiz ineklerin, olgun başakların, bereket ve bolluğa; cılız ineklerle kuru başakların da kıtlığa işaret etmesi gibi bazı rüyalarda sembollerle ifade edilmiş olup yoruma açık bırakılmışlardır. Bütün bunlar, metafizik bir dünyaya inancımız gereği bizim için problem değildir. Bunlar, mana eline kapalı olanların, bulunduğumuz şehadet aleminden, mülk aleminden başka alemlere inanmayanların problemleridir.

Rüyalar, Kuran ve Sünnet gibi üzerine hüküm bina edilecek bir esas olmadıkları için, onların ahkamda esas kabul edilmeleri de doğru değildir. Sadece şahıslar, rüyadan aldıkları hakikatlerin meşruluğu derecesinde, onları kendi hayatlarında uygulayabilirler. Bunda bir günah ve sorumluluk yoktur. Fakat insan, bunlarla başkalarını yönlendirmeye kalkışmamalıdır. Mesela bir kişi “Peygamber Efendimiz’i rüyamda gördüm. Bana çarşamba günü tırnaklarını kesme! dedi.” şeklinde anlatımlarda bulunup kendi gördüklerini geneli de ilgilendiren bir mevzuymuş gibi yansıtmamalıdır. Yoksa böyle bir rüya neticesinde herkese çarşamba günü tırnak kesmeyi yasaklamak söz konusu olamaz. Ayrıca kişinin kendisi için de rüyanın tevilinin olabileceği unutmamak gerekir.

Rüya tabirinde bazı hususlar

Rüya görmek ne kadar önemli ise onun tabir edilmesi de o kadar önemli bir mevzudur. Hatta marifet rüyayı görmek değil, onu tevil etmektir. denilmiştir. Onun için sıradan, önüne gelen herkesin rüya tabirine girişmesi doğru değildir. Rüya tabiri bir ilimdir ve Kuran ve sünnet kaynaklı bakış açıları ile yapılan tabirler için tecrübe çok önemlidir. Bundan dolayı tabir yapanın, her şeyden önce derin bir Kuran bilgisinin olması, hatta bilginin de ötesinde Kuran’ın o kişinin ruhuna kendini duyurmuş olması gerekir. Kişi ilhama yani Allah’ın lutfettiği gönül derinliğine sahip olmanın yanı sıra alem-i isal ile alem-i şehadet arasındaki eş sembolleri de bilmelidir. Zira rüyada görülen bazı sembollerin alem-i mülkteki işaretleri farklıdır. Mesela rüyada görülen pislik, dünya hayatında paraya işarettir.

Rüyayı tevil ederken şahıs, zaman ve hal farklılıklarını da hesaba katmak lazımdır. Yoksa rüyalar, karışılıklık ve bulanıklıktan kurtulamaz.

 


Like it? Share with your friends!

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir