Sabetay Sevi kimdir? Sabetaycılık nedir?


Sabatay Sevi, 1622 yılında İzmir’de doğmuştur. Dini bir eğitim alarak büyüyen Sevi, Kabala’ya ilgi duyar ve Yahudi kitabı Zohar ona daha fazla hitap etmeye başlar. O devirlerde Yahudiler, Osmanlı topraklan hariç, dünyanın her yerinde itilip kakılmakta ve hor görülmektedirler. Sevi, her Yahudi gibi, bir gün Mesihin geleceğinin ve Yahudileri tekrara eski görkemli günlerine kavuşturacağı günlerin hayaliyle yaşamaktadır. Fakat Mesih bir türlü gelmemektedir. Sevi, bu göreve talip olur ve halkına kendini Mesih ilan ederek, sinagoglarda vaazlar vermeye başlar. Avrupa’ da süregelen Yahudi kıyımları şansını artırmaktadır ve etrafında yavaş yavaş bir cemaat oluşmaya başlar.

O devrin ünlü din adamlarından Nathan Levi’nin Yahudi cemaatlerine birer mektup göndermesi ve onun beklenen Mesih olduğunu ilan etmesiyle Sevi’nin ismi Mesih olarak bir anda her tarafa yayılır ve Avrupa ülkelerindeki Yahudiler İzmir’e, onu görmeye gelmeye başlarlar. Yalnız İzmir ve İstanbul Yahudileri onu Mesih olarak kabul etmeye pek yanaşmak istemezler ama Sevi’nin ününün gittikçe artmasıyla onlar da aralarında inananlar ve inanmayanlar olarak ikiye ayrılacaklardır.

Osmanlı Yahudi liderleri, suikast düzenleyerek Sevi’den kurtulmaya çalışmışlar ama başaramamışlardı. Son çare olarak yetkili makamlara şikayet edilen Sevi, apar topar hapse tıkıldı. Bu durum ününü daha da artırdı. Onu görmek isteyen ziyaretçilerle hapishane dolup taşıyordu ve Sevi bir Mesih olarak emirler yağdırmaya başlamıştı. Bu durum karşısında Osmanlı yetkilileri, Sevi’ye ya Müslüman olmasını ya da kellesinin uçurulacağını bildirince, Sevi Müslüman olmayı tercih etti. Sevi kelleyi kurtarınca büyük bir hayal kırıklığı içinde kendisini şaşkınlıkla izleyen taraftarlarını daha da şaşırtarak, onlara da Müslüman olmalarını bildirir . Ama bu Müslümanlık sadece dışarıda yani cemaat arasında olacaktır. Eve dönünce, yine Yahudi kuralları geçerlidir. Yani, bir Sabatayist, dışarıda camiye gidip namaz kılacak, oruç tutacak, müslüman bayramlarını kutlayacak, yani tam bir müslüman gibi yaşayacaktır ama evinden içeri adım atar atmaz, yine Yahudi gelenekleri hüküm sürecektir.

Zohar Kitabı’nda, Mesihin kabul edilmeyeceği için başka bir dine geçeceğinden zaten bahsedilmektedir. Ayrıca, İsa’nın Mesihliği kabul edilmemiş ve İsa öldürülmüştür. Demek ki Sevi’nin yaptığı din değişikliği gayet mantıklı bir harekettir. Aksi takdirde Yahudiler tam Mesihlerine kavuşmuşken, yine onu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Sabataycılar bu şekilde kendilerini teselli ederlerken, bir taraftan da Müslümanlığa geçmeye başlamışlar ve çocuklarına Türk isimleri verirken, evde yine Yahudi isimleri kullanmaya devam etmişlerdir.

Bu cemaat günümüz Türkiye’sinde ünlü iş adamları, aydınlar, sanatçılar, bürokrat ve devlet adamlarından oluşan üst tabaka bir
topluluk olarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Osmanlı zamanında Soner Yalçın‘ın ‘Efendi’ isimli kitabında belirttiği gibi, bu aileler ‘efendi’ ve ‘zade’ler olarak anılırken, Atatürk’ün soyadı devriminden sonra ‘zade’ takısının soyadına eklenmesi yasaklanmıştır. Bu aileler yalnızca birbirlerinden kız alıp verirler, dışarıya kesinlikle bir kızları gelin gitmez.

Sevi’nin Müslüman olmasıyla kendisi devlet hizmetine alınır ve kapıcıbaşı olur ama Osmanlı enayi değildir. Kısa sürede ne yapmaya çalıştığını anlayan yetkililer, onu Arnavutluk’a sürerler. Sevi, orada da bir topluluk kurar ve bu topluluk ta aynı şekilde müslümanlığa geçer. Ama Sevi bir gün ortadan kaybolur. Ama taraftarları onun öldüğüne inanmazlar ve halen günümüzde onun dönüşünü beklemektedirler. Onun ardından cemaati üçe bölünür. Sevi taraftarları günümüzde ‘Kapancılar’ olarak anılırlar. Kayın biraderi Yakov Qerido (Osman Dede), Sevi’nin halifesi olduğunu ilan ederek, onun yerine geçer ve bu cemaat ‘Yakubiler‘ olarak anılmaya başlarlar. ‘Karakaslar’ ise; kendisini halife ilan eden ve bir haham olan Baruhya Ruso taraftarlarıdır. Her üç cemaat Sevi’nin yolunda fakat biribirlerinden farklı ibadet yolları izlediler ama her üç cemaatte de değişmez bir kural vardı: Birbirlerine sıkı bir bağlılık ve maddi durumu zayıf olanı hemen kalkındırmak. Zenginler, durumu zayıf olanlara bütün maddi imkanlarını sunarlardı; iş açmak, evlendirmek, faizsiz kredi vermek.

Kardeşinize para, yiyecek ya da başka bir şey ödiinç verdiğinizde, on dan faiz almayacaksınız. Yabancı dan faiz alabilirsiniz ama kardeşinizden almayacaksınız. Böyle yapın ki; mülk edinmek için gideceğiniz ülkede, el attığınız her işte Tanrınız Rab sizi kutsasın.

Bazıları Türk ve Yahudi kimliğini açıkça ilan ederken, diğerleri kendilerinin aslını, yani eski deyimle birer ‘dönme‘ olduklarını büyük bir dikkatle toplumdan saklamalarıdır.  Bazıları bu ayrımcılığı tamamen unutmaya meyilliyken, diğerleri özellikle Türk ekonomik hayatında önemli roller üstlenen Karakaslar, asıl kimliklerini muhafaza etmektedirler. Yine bazıları Türkiye’yi ve özellikle Osmanlı’yı, Avrupa’ dan özellikle İspanya’dan sürüldükleri zaman (Sefardim) kabul eden tek devlet olduğu için Osmanlı ve mirasçısı Türkiye’ye hala minnet duyguları beslerler. Türkiye’nin yararına çalışır ve bu ülkeyi severler ama diğerleri için para her şeyden önce gelmekte ve Türkiye’nin parçalanması için ellerinden geleni yapmaktadırlar.


Like it? Share with your friends!

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir